![]() | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
HABER KATEGORİLERİHABER ARAEN ÇOK OKUNANLARYEREL HABERLERSAYAÇ |
Dolandım Peşinde Ülkü Adlı Yar26 Temmuz 2010, 19:05 DOLANDIM PEŞİNDE ÜLKÜ ADLI YAR Hani bazı alışkanlıklar vardır; kolay kolay terk edilmez. Hatta siz terk etseniz de o sizi terk etmez. Bütün iradenizle karşı koymaya çalışırsınız ama o sizi tahrik eder “hadi gel” tavırları ile. Bu kez teslim bayrağını çeker ve o alışkanlığa açık kapı bırakırsınız. İşte yazmak da aynen böyle bir tutkudur. Bir defa kaptırmışsanız kendinizi bir daha kolay vazgeçemezsiniz. Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek hapisteyken fikri olarak taban tabana zıt olduğu insanların bulunduğu koğuşlara gider onlarla tartışırmış. Kendisine neden o koğuşlara gittiği sorulduğunda da “entelektüel hastalığı, ne yapayım konuşmazsam, anlatmazsam çatlayacağımı zannediyorum” dermiş. Yazmak da böyle bir şey. Hele dertli iseniz, milletin meseleleri sizin de meseleniz olmuşsa ve uyuyamıyorsanız ülkenizin ahvali yüzünden, o zaman yazmaya mecbur hissedersiniz kendinizi... İşte bu anlayışın ciğerlerimde oda dönüşen sevdası uğruna yollara düşüp dolandım ülkemin kara bahtlı şehirlerini, köylerini. Her gittiğim yerde bir yığın çaresizlik, her gördüğüm gönülde bir buruk acı velhasıl yüreklerde bir kuş çırpınışının yalnızlığına şahit oldum. Sizlerle, buraların biçare halini dertleşmek için gece yarısına koşan saatin demlerinde klavyenin tuşlarını harekete geçirdim. Önce Karadeniz’de garip bir ilin altın yürekli insanları ile mazi ati köprüsünü kurmaya çalıştık. Ardından başkentin kasvetli havasında ümit ışığı olacak mekanlarda ışık saçan insanlarla ümitlendik. Oralarda ümit filizleri yeşertirken; kartondan kulelerdeki yoğurttan düşmanlara, mukavvadan kılıçlarla saldıranları da hayretle temaşa ettik. Milletin gündeminde olmayan suni konuları milletin dimağına yerleştirme gayreti güden paralı kalemlerin şaşkın ördek tavırları da metropolden hafızamıza kazınan görüntülerdendi. Merhaba Marmara, dediğimde hem vefayı hem de sevdayı beraber terennüm ettim gönül dostları ile… Orta Karadeniz yolunu gerçek bir yoldaş ile geçerken, kendisini ülkesinin ülkülerine adayanlarla dertlerimizi konuştuk gece yarısını aşan bir süreye kadar. Akdeniz’e indiğimizde de manzara farklı değildi. Bir avuç pak sineli idealistin çırpınışları, Toroslar’ın hırçın yüzünde yankı bulup geri kendilerine dönüyordu. Bu yolculuklar, yıllar önce Amasya sokaklarındaki kutlu yılları ardından Ağrı’nın Doğubeyazıt’ındaki dalgalandırdığımız ülkü bayrağını, oradan sürülerek gittiğim Muş’un Korkut’undaki Ülkü Ocağı yıllarını …. Cudi Ülkü Ocağı adlı mahzenli pusuları, Yalova’dan Anadolu’ya uzanan konferansları hatırlattı bana… Garip Niğde ise kulakların ses geçirmez tıkaçlarla tıkalı olduğu ve ses duymamak için anlamsız seslerin çığlığa dönüştüğü bir mekan gibi geldi bana… Aslında yudum yudum yalnızlık içiyordu insanlar yurdumda. Gönüllerde kopan fırtınalar kendi sahillerinde sönüyor, ne karşılarında duranı etkiliyor, ne halini soranlara mantıklı bir cevap verebiliyor, sadece yalnızlığın ıstırabı ile bir bilinmez eli bekliyordu. Gördüm ki gönüller artık hayat yolunun son gişesine ulaşmış gibi, unutulmuşluğun yalnızlığına ağlıyordu. Bu haber 160 defa okunmuştur.
|
YAZARLARIMIZ
SON YORUMLANANLAR
GALERIÜLKÜCÜ HAREKET |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
MİLLİ OCAK COM - HABER 2006 - 2010 & SİTEDE BULUNAN HABERLER KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANABİLİR. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||